20 Mayıs 2015 - 10:37
İran’ın Suriye’deki yeni stratejisi

"Hepimiz orada (Suriyede) kanımızı akıtıyoruz ve bizim kanımız ABD’nin bizden daha çok ihtiyaç duyduğu bir anlaşma karşılığında satılacak kadar ucuz değil. Suriye’de kutsal bir savaş veriyoruz."

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- İran İslam Cumhuriyeti son dört yıldır Suriye'deki gelişmelerin tüm boyutlarında yer alıyor. Suriye'deki savaşı Direniş Ekseni ile hasımları arasında bir mücadele olarak gören İran'ın müdahalesi Suriye rejimini her türlü imkânla savunma kararı almasıyla doruğa ulaştı. Tahran'ın bölgedeki yakın müttefikleri İranlı uzman ve subayların desteğiyle Suriye'ye gönderildi. Lübnanlı Hizbullah Suriye ordusunun yanında savaşan başlıca güç hâline geldi, isyancı grupların eline geçen pek çok bölgenin geri alınmasına yardım etti. Bu yardımlar Lübnan-Suriye sınırındaki Kuseyr ve Yabrud'un yanı sıra Humus'ta, Halep'in Şii nüfuslu bazı bölgelerinde ve Hz. Muhammed'in torunu Zeynep'in türbesinin bulunduğu Şam yakınlarında etkili oldu.

Al-Monitor'a konuşan İranlı bir askeri yetkili şu değerlendirmede bulundu: “Direniş Ekseni, hem meşru Suriye hükümetinin teröristlerle mücadelesini desteklemek hem de kendi menfaatlerini korumak için Suriye'de bulunuyor. Eskiden Hizbullah'ın Suriye'deki rolü Filistin sınırlarındaki direnişten ibaretti, ancak bu durum değişiyor.”

Cephede ve bölgede yaşanan değişimlere işaret eden yetkili şöyle devam etti: “Direniş Ekseni ister Rakka ve Deyrizor ister Halep ve İdlib olsun Suriye'nin ihtiyaç duyulan her yerinde yekvücut olarak üstüne düşeni yapacak. Hatta cephedeki savaşçıların sayısı artacak. Binlerce gönüllü bu mukaddes savaşa katılmak için bekliyor.”

Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah da 5 Mayıs'ta yaptığı konuşmada Hizbullah mensuplarının yeni bölgelerde savaşmaya başladığını açıkladı: “Son zamanlarda önceki yıllarda bulunmadığımız yerlere girdik. Olmamız gereken yerlerde olduk ve olmamız gereken yerlerde olacağız. Bunu sadece Suriye halkının savaşı olarak görmüyoruz. Kendimizi, Suriye'yi, Lübnan'ı ve tüm bölgeyi savunuyoruz.”

Hizbullah güçleri bu aralar Suriye-Lübnan sınırındaki Kalamun'da savaşıyor. Ancak buradaki çatışmalar henüz resmi olarak bölgeyi geri alma mücadelesi olarak tanımlanmıyor. Teyit edilmiş bilgilere göre Hizbullah güçleri, İdlib ve Cisr El Şugur kentlerini geri alma hazırlıklarında Suriye ordusuyla birlikte çalışıyor. Ayrıca Halep, Hama ve Lazkiye'de olası gelişmelere karşı teyakkuzda bulunuyor.

Hizbullah güçleri Kalamun'da Suriye ordusuyla birlikte El Kaide'nin Suriye kolu Nusra Cephesi'yle savaşıyor. Nusra Cephesi, 50 kilometresi Lübnan sınırlarında 600 kilometresi de Suriye içinde yer alan bir koridoru kontrol ediyor. Şam ve Humus'u Golan Tepeleri başta olmak üzere güney Suriye'ye bağladığı için stratejik önem taşıyan bu bölgede Nusra Cephesi'nin 3 bin ila 5 bin savaşçısının bulunduğu söyleniyor. Şii Hizbullah'ın savaşçıları 13 Mayıs'ta Lübnan-Suriye sınırına hâkim Musa Tepesi'ni ele geçirdi. Hizbullah'ın El Manar kanalında yayımlanan görüntülerde savaşçıların ilk kez Hizbullah'ın sarı bayrağını dalgalandırdığı ve bölgeye diktiği görüldü. Bu da son iki yılda tüm savaş başarılarını Suriye ordusuna atfeden Hizbullah'ın medya taktiklerini değiştirdiğinin bir diğer göstergesi.

Hizbullah bugün Lübnan dışında en az iki Orta Doğu ülkesinde faaliyet gösteriyor: Biri Suriye diğeri de Irak. Irak'ta İslam Devleti'yle mücadele eden Halk Seferberlik Birlikleri'ne onlarca Lübnanlı uzmanın yardım ettiği biliniyor. Hizbullah'ın tenkitçileri hareketin aşırı yayıldığı ve bunun İsrail cephesinde büyük zafiyetler doğuracağı uyarısını yapıyor. Hizbullah'a ayrıca kendi kriziyle cebelleşen Lübnan'a bölgenin başka krizlerini taşıdığı ve ülkede gerilimi artırdığı eleştirisi yapılıyor. Neredeyse bir yıldır cumhurbaşkanı seçemeyen Lübnan'da güvenlik durumu ve ülke çapında seçim düzenlemenin zorluğu nedeniyle parlamentonun görev süresi de uzatılmıştı.

Lübnanlı bir askeri kaynak Al-Monitor'a şu bilgileri verdi: “Suriye'deki Hizbullah savaşçılarının sayısının 2013'ten bu yana ikiye katlandığı aşikâr. Örgüt büyüdüğü için Güney Lübnan'daki birliklerde bir azalma gözlenmiyor. Benim gözlem ve bilgilerime göre Hizbullah şu an tarihinde en hızlı büyüdüğü dönemlerden birini yaşıyor. Her ay 500 yeni savaşçıyı seferber ediyor.”

İranlı askeri yetkili ise değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Bu, Orta Doğu tarihinin en büyük savaşlarından biri. Binlerce insan inandıkları dava uğruna canını feda ediyor. Bu her iki taraf için de geçerli. Biz nasıl haklı olduğumuzu düşünüyorsak karşı taraf da aynı şekilde haklı olduğunu düşünüyor. Bir insanın savaşta kendini patlatması ya da ailesinden aylarca uzak kalması kolay bir şey değil. Sonunda bir taraf muzaffer olacak, umarız o taraf biz oluruz.”

Yetkili sözlerini şöyle tamamladı: “Düşman bizim Suriye'yi terk etmekte olduğumuzu, nükleer anlaşma pazarlıklarında Suriye'den vazgeçtiğimizi söyleyerek eksenimize karşı psikolojik savaş yürütmeye çalışıyor. Ancak Suriye asla o masada olmadı. Hepimiz orada kanımızı akıtıyoruz ve bizim kanımız ABD'nin bizden daha çok ihtiyaç duyduğu bir anlaşma karşılığında satılacak kadar ucuz değil. Suriye'de kutsal bir savaş veriyoruz. Bölgeyi İslam'ın yanlış bir yorumuna inananlardan, hem Sünniliğe hem Şiiliğe karşı olan Vahhabilikten kurtarma savaşı bu. Mesele sadece bir cumhurbaşkanı ve bir rejim olsaydı bu savaş zaten olmazdı. Suriye'de İslam için, bölge için savaşıyoruz ve bu savaşa tıpkı 1979 devrimine inandığımız gibi inanıyoruz.”

Ali Hashem